Arnolfi’nin Düğünü


Jan Van Eyck, 1390 yılında günümüzde Belçika’da yer alan Maaseik şehrinde doğmuştur. Ressamın hayatının ilk yıllarına ait çok net bilgiler bulunmasa da ilk kayıtlarda 1412’de Lahey’e yerleşip Baverya Straubing Dükü, Hollanda ve Hainaut Kontu III. John’un maiyetinde çalıştığı geçer.

III. John’un ölümüne kadar onun maiyetinde çalışır ve sonrasında Burgonya Dükü Philip’in himayesine girer ve Brugge ile Lille’de saray sanatçısı ve memur olarak çaışır. Bu sırada bi sürü diplomatik görev yerine getiren Eyck, 1432-34 yıllarında Brugge’de bi ev alır ve kariyerinin kendisi için en verimli dönemine girer. 1432’de natüralist üslubuyla çığır açan Ghent’i tamamlar ve bu eserin başarısı sayesinde Arnolfi’nin Düğünü gibi kazançlı siparişler alır. Sanatçı 1441’de Brugge’de ölür. Şimdi en ünlü eserlerinden biri olan ve ayrıntılarıyla herkesi büyüleyen Arnolfi’nin Düğünü (1434) eserine bakalım.

Arnolfi’nin Düğünü

Jan Van Eyck tarafından yapılan bu resmin, Brugge yaşayan zengin İtalyan ailesi olan Giovvanni di Nicolao Arnolfini ve karısını betimlediği düşünülmektedir. Eser Rönesans dönemi (1434) Hollandasın’da çizilmiştir. Çoğu eser için söylediğimiz, gerçek anlamının tamamen bilinmemesi bu eser için de geçerlidir. Resmin, çiftin nişan töreni için ısmrlanmış olabileceği düşünülmektedir. Resmin Arnolfi’nin ölen karısının anısına yapıldığı öne sürülmektedir.

Resim edilen olay nikah veya evlilik diyebiliriz lakin bu törenin geleneksel bir tören olmadığı da açıkça ortadadır ki resimde herhangi bir rahip veya şahitler de görememekteyiz, bunun için de şunu söyleyebiliriz ki 15. yüzyılda Brugge şehrinde nikah kıyılması için ne rahip ne de şahit gerekmiyordu. Bunu ilk olarak erkeğin suratındaki ciddi ifade ardından karısının elinin, elinden kayarmışçasına resmedilmesinden anlayabiliriz. Bunlar bize çiftin kutlama havasından çok kutsal bir eylem içerisinde olduklarını yansıtıyor gibi.

Evet, kutsal dedim; duvarda asılı olan tespih, yatak başlığına asılı süpürge (çalışma ve dua etmeyi simgelemektedirler), ayna ve etrafındaki İncil sahneleri ve nalınlardan dini havayı algılamak daha da kolaylaştırıyor.


Avizede yanan tek mum ise Hz. İsa’nın her zaman, her yerde bulunabilen görünmez varlığı ile evlilik yeminlerine şahit olduğunu temsil ediyor. Kadın ve adamın duruşlarının sebebi; Arnolfi’nin tüccar ve dışarıyla ilişkisi olmasından dolayı pencereye yakın, Giovanna ise evin içinde, evine daha yakın bir konumda olmasından dolayı bu şekilde resmedilmiştir. Kadının eteğini toplama şekli dönemin modasına uysa da kadın daha çok hamile gibi gözükmekte. Ayrıca etraftaki birçok detayı doğurganlık rolüyle ilişkilendirmek mümkün.

Aynı zamanda kadının arkasında bulunan yatak başlığındaki ahşap oyma ejderha heykelciliği, doğumun koruyucusu olan Azize Margearet’i temsil etmektedir. Kadını cübbe şeklindeki elbisesi, kürk ve fırfırlardan oluşmakta, belinde kahverengi kemer ve başında dantelden bir örtü ile görmekteyiz;

Başındaki örtünün bekaretin simgesi veya masumiyetin simgesi olduğu yönünde tartışmalar olsa da eserin evlilik törenini tasvir etmesinden dolayı bekaretin simgesi olduğunu söyleyebiliriz. Kadının doğurkanlık rolü ima edilerek dünyevi amaçların gönderme yapılmıştır. Bu evlilik aynı zamanda ticari bir birleşmedir. Arnolfi, başarılı bir tüccardır ve zenginlikleri kimi sembollerle sergilenmektedir. Kadının boynunda gördüğümüz altın kolye, kadın ve adamın kürkten olan elbiseleri, avize, süslü ayna, yerdeki oryantal Anadolu halısı, komodin üzerindeki ithal pahalı portakallar (portakallar, kimi kaynaklara göre cennetten kovulmadan önceki masumietin simgesidir) ve çiftin bakımlı görünen elleri gibi simgeler çiftin şehrin zenginlerinden olduğunu gözler önüne seriyor.

Fakat biraz daha detaylı incelediğimizde; odanın darlığı, sokaktaki pisliklere bulaşmamak için kenarda soyulan nalınlar ve göremediğimiz mücevherler bize çiftin asil değil, burjuva olduğunu işaret etmektedir.

Ayrıca nalınların, bize sosyal hayatları ile ilgili verdiği mesajın ötesinde bir anlamı da vardır. Tevrat’ın ikinci kitabı Çıkış’ta yer alan metne de gönderme yapar. (”Çarıklarını ayaklarından çıkar çünkü üzerinde durduğun mukaddes topraktır.”) Olayın kutsallığını vurgulamak için öncesinde çıkarıldığı anlaşılır biçimde resmedilmiştir. Van Eyck’ın küçük detayları işlemekteki üstün yeteneğini ilk olarak dış bükey ayna tasviriyle bir kez daha görüyoruz.


Aynayı süsleyen madalyonlarda İsa’nın çilesini anlatan on sahne yer alır. Ayna ayrıca bize odanın içini göstermektedir; odanın içinde çiftten başka iki erkek daha görmekteyiz. Bunlardan birinin ressamın kendisi olduğunu söyleyebiliriz ki aynanın üzerindeki ‘Jan van Eyck buradaydı 1434’ yazısı bunu geçerli kılar. Ressamın haricindeki kişinin yardımcısı olduğu kabul edilir. Ayrıca odanın içinde bir de köpek görmekteyiz.

arnolfi'nin düğünü


Çiftin ellerinin altında duran bu küçük ve yumuşak tüylü bu köpek figürü, Flaman rssamlar tarafından sadakat sembolü olarak kullanılır. Panofsky’ye göre ise bu köpek Fides yani Roma mitolojisindeki vefa ve sadakatin tanrıçasıdır. Ayna bize odanın içini göstermenin yanında simgesel anlam bakımından da her şeyi gören Tanrı’nın timsali bir göz ve Meryem’in bekaretine gönderme olarak anlaşılan speculum sine macula yani lekesiz aynayı ifade eder. Jack Van Eyck, her eserinde olduğu gibi bizleri bu eserinde de ayrıntılara hayran bıraktı. Meşe paneli üzerine yağlı boya ile çizilen eser 82 x 60 cm boyutlarındadır ve Londra National Gallery’de sergilenmektedir.

Vernen Hyde Minor ise Art History’s History (Sanat Tarihinin Tarihi) isimli eserinde bu eser için şunları söyler: Bir izleyicinin bu esere yaklaşıp tüm ayrıntılara dikkatle bakması ve bir yandan sanatçının küçük bir resme bu kadar çok ayrıntıyı sığdırabilmesine neredeyse inanmayarak başını sallaması Londra National Gallery’de hemen hemen her gün gerçekleşen sıradan bir olaydır.

Gelişmelerden daha hızlı haberdar olmak için Otağ‘ın Instagram ve Twitter adreslerine de göz atın!

Kaynaklar:
Khan Academy
Art History’s History
Bournemouth University, Art Fac PDFs
Art: The Whole Story

Yorumlar

HOŞUNA GİDEBİLİR